Psikanalizin ilk yıllarından beri klinisyenin kendisinin, çalışma çerçevesinin ve ortamının her öğesinin aynı zamanda bir çevre olarak da işlev üstlendiği bilinmektedir. İlkin Sandor Ferenczi ile başlayan sezgisel ve deneysel bilme hali, bilhassa 1950’li yıllarda İngiliz Psikanaliz Cemiyeti mensubu psikanalistlerce kuramsal bir zemine oturtulmuştur. Donald Winnicott ve Michael Balint’in önemli kuramsal katkıları ile hız kazanan çevresel vurgu, takip eden kuramcılarca derinlemesine işlenmiştir. Wilfred Bion analitik ikiliyi “kapsayan-kapsanan” ifadesi ile ele alır. Winnicott’un 1950’lerdeki öncü metinleri ile başlayan çağdaş psikanaliz anlayışının dayandığı temel, her şeyden önce “tutma” ve “kapsama” işlevleridir. Ruhsallığın yırtıkları ile temas eden çağdaş analist/terapist için bu temel, iyileştirici etmenler söz konusu olduğunda, başka her şeyden öncelikli bir konuma sahip gibidir.